© COPYRIGHT 2015

by Ahmet TURKOGLU

Otostop Çekerken Kaçırılmak..

Batı Sumatra.. Endonezya.. Asya..

Dünya turumun Endonezya bölümü diğerlerinden farklı olsun istedim.. Ve ülkeyi otostop ile geçmeyi kafaya koyup, Medan’dan Bali’ye olan yolculuğuma başladım.. Otobüsler ucuz olsa da inat ettim otostop ile yolculuk edeceğim.. Ve başıma türlü maceralar gelmeye başladı..

İşte o çılgın, dolu dolu iki gün..

Toba gölü ortasındaki adadan tekne ile ana karaya geçip kaldırdım parmağı.. Parapat – Bukittinggi yolculuğu hedefim.. 500 km, dağ yolu. Bir günde bitirmek imkansıza yakın ama deneyeceğim.. 3-5 dk beklemeden bir araç durdu, Bob Marley dinleyerek 60 km yol gittik, amca sonunda para sorar gibi oldu ama teşekkür edip geçiştirdim. Kaldırdım yine parmağı, insanlar durup;

“Nereye gidiyorsun?.. Şu otobüse binebilirsin.. Taksi ayarlayalım..”

Yardım etmeye çalışıyorlar, nazikçe geri çeviriyorum.. Yardım faslı fazla uzayınca, “para yok” diyorum.. Sonunda, “he hö hu” diyerek uzaklaşıyorlar..

Neyse.. Durdu bir kamyonet, 20 km daha gittik.. Sonra yine kaldırdım parmağı, bu sefer bir pick-up durdu, konuşmaya çalıştık, anlaşamadık “bin, bin” yaptılar, geçtim arkaya.. Abiler tamirci, usta ve çırak.. Ben arka koltukta.. Bi 20-30 km de onlarla gittim.. Salladılar beni bir kasabada, onlar başka yöne ben başka yöne.. Markete girip alışveriş yaptım, öğle yemeği yerken bir gençle muhabbetlere daldım.. 1 saat kadar geçti.. Çıktım yine ana yola, kaldırdım tekrar parmağı, 3-5 dk derken yine durdu bir pick-up.. 1 saat önce beni buraya getiren tamirciler :))

Aynı araca otostop çektim..

Ne yöne gittiğimi biliyorlar söylememe gerek yok ama usta hararetle birşeyler anlatıyor.. “Yav anlamıyorum müdür”.. Çırak dedi “atla atla”..

Geçtim yine arka koltuğa.. Biraz gittiler ve bir benzinlikte durdular, bagajdaki bidonları doldurdular tek tek, yarım saat kadar sürdü, arkaya yüklemeye yardım ettim.. Sonra tekrar yola koyulduk, bir tamircide durdular bu sefer.. Parça alıyorlar, birşeyler yapıyorlar, 10 dakika, 20 dakika.. He dedim ustanın anlatmaya çalıştığı bu herhalde, işleri var,  sonra yola koyulacaklar.. Ben araç içinde olup biteni izliyorum, işleri bitsin diye bekliyorum..

Bu arada çırak, yoldan otobüs çevirmeye başladı.. “Bukittinggi, Bukittinggi” deyip duruyor.. Haydaa yine başladık..

Çıktım dışarı, “kardeş ben otobüs istemiyorum!” diyorum, anlamıyor, otobüsler duruyor, çırak sağolsun ücrette indirimli anlaşmaya çalışıyor falan. “Lan olm istemiyorum” diyorum, yok anlaşamıyoruz. En son çare yine “para yok kardeş” oluyor.. Anlaşıldı bunlar ile yola devam edemeyeceğim, vedalaştım.. Biraz yürüyüp kaldırdım yine parmağı..

3-5 dk yine geçmedi durdu bir kamyonet.. 3 çiftçi genç.. “Bukittinggi” dedim, birşeyler söylediler anlamadım.. “Sidempuan” dedim (Yarı yoldaki şehir)..

Kasayı göstererek “tamam atla” dediler.. He şöyle ya.. 110 km yolu tek parça garantilemiş oldum.. Atladım kasaya.. Oohh püfür püfür. Mis gibi hava. Dağ yolları.. Mükemmel manzara.. Köylerde çoluk çocuk herkes “misteer misteeer” diye bağırıp el sallıyor.. Şen şakrak.. 1 saat, 2 saat derken dağın tepesinde bir yerde durdu gençler..

Ne oldu diye bir doğruldum kasadan, “piiş piiş” yaptı şoför.. Çişi gelmiş gençlerin, mola veriyoruz..

2 saniye geçmedi bir motosiklet durdu yanımızda.. “Hayırdır kardeş” diye bön bön bakıyorum elemanın suratına. Eleman bizim gençlere sorular sormaya başladı. Üstünü başını süzdüm. Polis..

Polis soruyor, gençler cevaplıyor.. Muhabbete yabancıyım.. 1 dakika sonra bir araç yanaştı, önümüze park etti ve bir kız çıktı geldi araçtan “ne oldu” diye başladı o da sorulara..

Asıl size noluyo lan, gençler bi işeyemedi!.. Kız, çat pat ingilizcesi ile bana tercüme etmeye başladı..

“Napıyorsun kamyonette, nereye gidiyorsun, neden durdunuz?”..

Haydaaa.. Polis bir yandan sorulara devam ediyor.. Pasaportu gösterip kendimi ifade etmeye çalışıyorum ama olmuyor..

“Otobüse niye binmiyorsun” diyorlar.. Hay dedim otobüsünüz batsın.. Polis olduğu için “para yok” diyemedim, “parasız ne bok arıyorsun burada” diyecek olay büyüyecek “para harcamak istemiyorum ulan” dedim.. İyi tamam neyse..

Kız bu sefer başladı, “gel arabaya geç, biz de o yöne gidiyoruz” demeye.. “Sağol canım gençlerle gidiyorum işte, sorun yok” diyorum, gel de gel, daha güvenli falan fistan.. İyi dedim, gençler ile vedalaştık, teşekkür ettim ama yüzleri gülmüyor, 10 dakikadır işeyemediler :))

Neyse arabaya geçtim.. Aman yarabbi arabada 8-10 kişi var sayamadım.. Bagajı da koltuklu geniş aile araçlarından.. Tanıştık ahali ile. Kızın ismi Nurul.. Anne, baba, kardeşler, kuzenler falan fistan. Bi baba var erkek olarak, 7-8 kadın.. Nereden geliyon, nereye gidiyon, sorularını takiben, Nurul;

“biz seni iki şehir önce gördük yol kenarında ama almadık çünkü araç gördüğün gibi dolu, ama sonra dağ başında kamyonet tepesinde ve birde polis ile görünce merak ettik almaya karar verdik” dedi. Allahım allahım.. Yaw bir şey yok gençler çiş için durdu :))

Otostop çektiğim kamyonette çiş molası verirken, başka bir araba tarafından alınmış oldum..

Sidempuan’a doğru gidiyoruz, hedefim Pukittinggi’ye kadar gitmekti ama akşam oldu ben daha yarı yolu yapamadım.. “Ne yapacaksın?” diye soruyor aile, “bir yer bulur Sidempuan’da kalırım, yarın devam ederim yola” diyorum, “kalacak yerin var mı?” diye detaylara giriyorlar, “bulurum ucuz yollu bir yer” diyorum..

Nurul, para harcamak istemiyorsan camii’de kalabilirsin gibi bir öneride bulundu.. “Güzel fikir, var mı bildiğin bir camii?”, “var” dedi!!..

Sohbet, muhabbet.. Sorular.. Cevaplar.. Saatler sonra, akşam karanlığında şehre ulaşınca camii aramaya koyulduk ailecek, bildiğim camii var demişti ama yokmuş anlaşılam!!..

Bir camiide durduk, indi Nurul, yaşlı bir amcaya anlattı birşeyler. Onaylandı.. Tamam dediler burada kalabilirsin. Aldım çantamı indim araçtan. Aile ile vedalaştım! Geçtim camiiye..

80li yaşlardaki amca ile konuşamıyoruz, hem duymuyor, hem anlamıyor.. Bir genç geldi.. 3-5 kelime ingilizcesi ile konuşmaya çalıştık. Arka tarafta odası varmış onunla kalacakmışım. Çıktık odaya. Boş, havasız bir ortam.. Yerde hasır sedirde yatıyorlar. Anlaşılan 2-3 kişi daha var. Duvarlarda Arapça yazılar.. Sigara paketleri ve izmaritler ortaya saçılmış.. Bir iki dizüstü bilgisayar var.. Arapça kitaplar.. Sağa sola asılı parça parça eşyalar.. Hücre evi dedileri böyle birşey herhalde.. Normalde hoş bir ortam değil ama genç (Mahlil) hafif kırık olduğu için çekinmiyorum.

Şalvarı giyip camiiye indik.. Cemaat ile selamlaştım.. Mahlil mikrofona geçip ezana başladı. Meğer bu 21 yaşındaki hafif kırık kardeş müezzinmiş. Namazı kıldık.. Cemaat ile tek tek el sıkışarak vedalaşıp, Mahlil’in amcasına geçtik.. Ailecek akşam yemeği yedik. Tabi kadınlar ayrı, erkekler ayrı yerde.. İlk 30 dakika kızlar yüzüme bakmayı bırak, bulunduğum odaya bile gelmedi.  Yan odadan kapı açık öyle konuştuk, oradan bağırarak birşeyler soruyorlar, Mahlil yanımda telefondan tercüme etmeye çalışıyor.. Uzaktan seslene seslene muhabbet ediyoruz..

Sonra anlamadım, bir fotoğraf çekme sevdasına giriştiler ve yan yana geldik. O zaman gördüm 4 başı kapalı kızı.. Amcadan çıktık, Mahlil ve bir arkadaşı ile kahve içmeye gideceğiz ki.. Nurul’dan mesaj geldi..

“Bir yere gitme camii’ye geliyoruz, yarın için Bukittinggi’ye fazladan otobüs bileti var! Onu sana vereceğiz, böylece otostop çekmene gerek kalmayacak!”

Ulan diyorum bu insanlar beni illa otobüse bindirecek!!

Yok sağolun diyorum, ısrar ısrar, bekle geliyoruz, iyi dedim bekliyoruz.. 1 saat camii önünde bekledik, bu arada tüm mahalleye malzeme oldum, herkes birşeyler soruyor, en az 10 kişi etrafımda.. Ben Nurul gelecek sanmıştım ama yine aynı araba, tüm aile geldi.. 10 kişi de onlar indi arabadan.. Camii önünde 20 kişi.. Başladı herkes birbiri ile konuşmaya..

Ulan noluyor, bir bilet getirecektiniz..

Sonra Nurul çekti beni kenara.. “Babam çok tedirgin, seni merak edip duruyor, camiide kalmanı istemiyoruz, hotel ayarladık sana, gel hotelde kal”..

Haydaaa.. “Yok olmaz öyle şey.. Ben iyiyim burada.. Sorun yok.. Mahlil iyi insan onunla kalacağım”.. Anlatmaya çalışıyorum, annesi, teyzesi ısrarlar ısrarlar..

Mahlil’e dedim “ben gidiyorum kardeş”.. Gencin boynu büküldü.. Ne de heyecanlı idi benimle konuşmaya çalışırken.. Çantamı toparladım, mahalleli ile vedalaştım.. Bindim yine 10 kişilik arabaya. Sürdüler şehir trafiğine, o hotel bu hotel derken birinin önünde durdular..

Ben yine şaşırıyorum ama artık elimden birşey gelmiyor olayları akışına bıraktım, sakin bir şekilde bugün nasıl bitecek acaba diye bekliyorum..

Hotel ayarladık! diye beni almışlardı ama anlaşılan ayarlamamışlar! Hotel arıyoruz şehir trafiğinde..

Buldukları hotelin resepsiyona geçip oda sordular. Neyse var bir oda, tuttular, odaya baktım leş gibi 4 duvar, pencere yok, hoteldeki tipler kayık, büyük ihtimal fuhuş dönüyor.. Nurul yüzüme bakıp “bu oda uygun mu?” diyor, sabah 06’dan beri yollardayım saat oldu 21:00 geberecem yorgunluktan, “tamam ya süper oda nolcak kalırım” dedim. Eşyamı odaya bırakıp aşağıya indim.

Teyzesi resepsiyona Bukittinggi’ye bilet soruyor.. Sahi bunlar “sana otobüs bileti getiriyoruz” diye camiiye gelmişlerdi !!..

Bilette yokmuş. Allahım noluyor diyorum.. Anlaşılan hotel bilet ayarlamıyor, bilet için otogara gitmemiz lazım. Doluştuk yine 10 kişi arabaya, bu arada baba hotele güvenmiyor, “çantanı burada bırakma! diyor.. Tekrar yukarıya çıkıp çantamı yanıma aldım..

Sen de müslümansın diyerek bana yardım etmeye çalışan müslüman aile, camii’ye güvenmeyerek beni oradan alıp ucube bir hotele yerleştiriyor ve oraya da güvenmiyor..

Şehir trafiğinden otogara 1 saatte gittik. Beni arabada bekletiyorlar. Nurul ile annesi gitti bileti aldı geldi. İşte bu biletin yarın sabah 08de Bukittinggi’ye. Bende “sağol” diyecek bile enerji kalmadı. Tekrar arabaya doluşup hotele göndük. Yine 1 saat trafik..

Resepsiyondaki elemanın eline para sıkıştırdılar, beni yarın sabah o otogara götürecekmiş.. Nurul, annesi, babası bin kere tembihledi, “sakın onlara para verme, sakın bileti verme, odanı kilitle” falan.. Allahım allahım yorgunluğun üzerine gerildim bir dünya..

Vedalaşmadan önce dışarıya çağırdılar.. Anne bir zarf uzattı.. Nurul, bu bizim aileden ufak bir hediye.. Hayda.. Yok diyorum sağolun olmaz öyle şey.. Bütün aile üstüme yürüyor al al diye. Zorla sıkıştırdılar zarfı elime..

Vedalaştık.. Bindiler arabaya gittiler.. Derin bir oh çektim.. Çantamı tekrar yüklenip odama çıktım. Uzandım. Duş alacak enerjim kalmadı. Öyle malak gibiyim.

10-15 dakika geçti.. Hafiften dalmışım.. Derken kapı çaldı!! Açtım.. Nurul ve kız kardeşi..

Noldu? “Ya babam dedi ki duşa falan girecekse eşyasını yanına alsın, odada bırakmasın” ..

Duş almayacam Nurul !..

Gittiler.. Benim kadar rahat bir insanı öyle gerdiler ki cidden odadan dışarı çıkamadım.. Sabah 08 otobüsü için 07’ye alarm kurdum. Yattım uyudum..

04:00 kapı çalıyor.. Haydaa..

Açtım, resepsiyondaki eleman, “hadi gel otobüse gidiyoruz” demeye çalışıyor.

Noluyo lan ne otobüsü bu saatte.. “Otobüs otobüs” diyip duruyor.. Lan diyorum neyin peşinde bunlar..

Bileti gösterdim, sinirli sinirli, “otobüs 8’de, 7’de aşağıda görüşürüz” dedim parmak işaretleri ile, “he tamam” dedi, vurdum kapıyı ama uyumak ne mümkün bu saatten sonra, full gerilim..

6:59.. güm güm yine kapı.. Açtım, “hadi” diyo yine resepsiyondaki eleman. Derin bir nefes çektim. Toparlandım. İndim aşağıya.. Bir tuktuk çevirdi. Atladı benimle birlikte otogara geldi. 7:20’de otogardayız. Bileti gösterdim birine. “Gecikti, 9:00’da gelecek” dedi otobüs. Hay babanı.

10’da anca geldi.. Bu “2 saat 40 dakikayı” resepsiyondaki eleman da benimle birlikte bekledi. Nasıl elemanı şartladıysa bizim aile, otobüse binene kadar bekledi, para falan da istemedi..

***Yani dün yaşadığım şeylerin hepsi iyilikmiş ama bu nasıl bir gerilimdir arkadaş..

Aferin size. Sonunda bindirdiniz beni otobüse.. Gerçi otobüs demeye bin şahit lazım. Demir yığını. İnsanlar üst üste. Tavuklar ve koyunlar yan yana.. Çantalar kucağımda.. Omzumda uyuyan bir amca.. Zor nefes alıyorum..

12 gibi biryerde öğle yemeği için durduk.. Yemek yedik ahali ile.. Ayak üstü muhabbetler.. Kahveler.. Çaylar.. Ulan otobüs gitmiyor.. 1 saat oldu orada bekliyoruz.. Artık kıllanmaya başladım. Soruyorum, anlayan yok. Neyse biraz yürüyüş yapayım dedim.. Otur otur uyuştu. Otobüsün diğer tarafına dolandım, ha stttr. Motor yerde resmen..

Noluyo lan.. Meğer alet bozulmuş o yüzden duruyormuşuz.. Otobüsün altında 2-3 kişi tamir etmeye çalışıyor.. 5-10 dakika izledim. Bunların birşey yapacağı yok. Girdim otobüse, aldım çantayı indim, arkamadan bi abi “amad amad” diye sesleniyor, “otobüsünüze sizin” dedim.. Nereye gidio bu manyak diye arkamdan bakıyor hepsi..

Çıktım ana yola, kaldırdım yine parmağı.. Bi saklalı amca durdu önce, baktım içeride 3-4 kişi var, amcaya Bukittinggi dedim.. 120 bin diyor, paylaşımlı taksilerden demekki.. Sağolasın amca dedim yol verdim, 100-80-70 indikçe indi.. 50 dedim, kabul etmedi gitti. İyi ki etmemiş. 50 bin rupiah 4$ falan. Neyse 3-5dk yine geçmedi başka bir araç durdu. İki genç önde.. “Bukittinggi” dedim, “atla” dediler, teşekkür edip geçtim arka koltuğu..

5-10 dakika gittik, arkamdan bir ses, ha sittir arkamda biri var, kalpten gidiyordum az daha.

Döndüm baktım, bagajı da koltuk olan arabalardanmış, arkada biri uzanmış uyuyor, haydaaa taksi mi la bu acaba dedim.. Kasabalardan geçerken yavaşlıyorlar, kenarda bekleyenlere “Bukittinggi-Padang” diye sesleniyor öndekiler, aha dedim kesin taksi bu.. Elemanı dürttüm omzundan, doğrudan “kardeş bende para yok” dedim.. Bi şaşırdı, şoför ile göz göze baktılar.. Birşey demeden devam ettiler.. Ben de sesimi çıkarmadım..  İleride bir köyde arkadaki eleman indi. Yoldan başkalarını toplamaya çalışsalar da binen olmadı. 3 saat sonunda 19:00’da Bukettinggi’ye vardık.. Para da istemediler.. Vedalaştık..

Ve 2 günün sonunda hedefime ulaşmış oldum.. Camii, hotel derken şimdi de bir Paintball dükkana yerleştim..

2-3 gün otostop molası veriyorum.. Yaşadıklarımı sindirmem gerekiyor.. Sonra tekrar yollara düşerim.. Bakalım daha neler olacak..

***Siz siz olun, iyilik yapayım derken insanları korkutmayın..

Benzer Yazılar;



Yorumlar (2)